Hermann Hesse – BOZKIRKURDU

Altı Çizilenler
Hermann Hesse – BOZKIRKURDU

“Okurlarıma romanımı, nasıl anlamaları gerektiğini ne anlatabilirim ne de böyle bir şeye kalkışmak isterim.  Yeter ki bu kitabı okuyan herkes,  içinde kendinden bir şeyler bulsun ve bundan yararlansın.  Gene de,  Bozkırkurdu’nun öyküsünün insanı kemiren bir hastalıktan ve bunalımdan söz ettiğini ama tüm bunların ölüme ve yok olmaya değil,  tersine iyileşmeye yönelik olduğunu anlarsa kendimi mutlu hissedeceğim. ” demiş Hermann Hesse.

Yazar iki karakter üzerinden kendini anlatıyor diyebiliriz. Bozkırkurdu ve Harry Haller, yazarımızın otobiyografik unsurlar taşıyan iki karakteri gibi duruyor.

Kendini, yalnızlığıyla var olabilen Bozkırkurdu olarak tanımlayan yazar, onda kendini görüyor.
Kısır döngü şeklinde sürüp giden hayatında adeta bir girdaptadır. Ve bu çözülemez gördüğü döngüyü yaşamına son vererek bitirmeyi düşünmektedir. Bu çalkantılı süreçte karşısına Hermine çıkar. Ve Hermine üzerinden yaşamın devam ederek de sonsuzluğa ulaşabileceğini görür.
Hermine, onun gizli tuttuğu hazlarını aslında ortaya çıkarabileceğini ve sadece ona ayak uydurması gerektiği söyler. Harry Haller, dediği her şeyi yapacağına dair Hermine’ye söz verdiği için onun her dediğine sadık kalır.

Kıskandığı saksafoncu Pablo ile küçük şeylerden de haz alıp mutlu olabileceğini fark ediyor. Pablo’nun giriş bileti akıl olan tiyatrosu sayesinde bunu elde eder.

Hayatına yeni girenlerle kişiliğinin gizli kalan taraflarını keşfeden bir adamın adım adım asıl sonsuzluğun ölüm ile değil yaşamak ile olacağını göreceksiniz.

Okuyucuda kendinizi ayrıcalıklı hissedeceğiniz gerçekten özgün bir yapıt. Kitap akıcı ama birçok yerde es verip düşünmek gerekiyor.

Kitabı okurken kalemimin altını çizdiği cümleler…
“Söz konusu zaman dilimi içinde giderek daha iyi kavramıştım ki, acı çeken bu kişinin hastalığı doğasındaki bir kusurdan değil, birbirlerine uyum sağlayamamış yetenek ve güçlerinin zenginliğinden ileri gelmektedir.”(s.12)

“… karamsarlığının temelinde dünyayı değil, kendi kendini küçümsemesi yatmaktaydı…”(s.12)

“Kişiliği yok edilmemiş, ama kendi kendisinden nefret etmesi ona öğretilebilmişti.”(s.12)

“Doğru, kendim bir başka dünyada yaşıyorum, bu dünyanın adamı değilim ve böyle süs çamlarını barındıran bir yerde belki tek bir gün bile oturmaya katlanamazdım.”(s.16)

“Dinleyin şu cümleyi: ‘ Gerçekte çekilen acılardan gurur duymak gerekir, her acı bize yüksek bir aşamada bulunduğumuzu anımsatır.’Ne ilginç değil mi!”(s.17)

“Ve düşünmek istememeleri de doğal, çünkü yaşamak için yaratılmışlar, düşünmek için değil!”(s.17)

“…yüzü yine uzaklara kayıp gri ve sönük bir havaya büründü…”(s.19)

“Yazıklanacak bir şey yoktu, geçip gitmiş hiçbir şeye yazıklanmamak gerekiyordu.”(s.28)

“Geceydi bir defasında, yatakta uyanık yatıyordum, ansızın dizeler dökülmeye başladı ağzımdan, o anda bir yere not etmeyi akıl edemeyeceğim kadar güzel ve şaşılacak dizeler, sabahleyin belleğimden çıkıp giden, ama kabuğu kuruyup çatlamış dolgun bir ceviz gibi içimde bir yere gizlenip kalan dizeler.”(s.29)

“Kim yaşamının kalıntıları üzerinde uçup gitmekte olan anlamın peşine düştü, saçma görünen şeylere katlandı, kaçıkça görünen şeyleri yaşadı?”(s.35)

“Ah şimdi bir dostum olsaydı, rastgele bir tavan arasında kalan, yanı başında kemanıyla mum ışığında düşünüp duran bir dostum!”(s.35)

“Söz konusu mutluluğu geçmiş yıllarda sık sık yaşamıştım; o günler işte zamanla benden kopup uzaklaşmış, araya sarı soluk yıllar girmişti.”(s.35)

“Yalnızlık bağımsızlıktır, yalnızlığı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştim. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi, yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi harikulade sessiz ve büyük.”(s.36)

“Ne yapalım, herkesin yazgısı kendine göredir, hiçbir yazgı da kolay katlanılır gibi değildir.”(s.41)

“En mutsuz yaşamda bile yıldızın parladığı anlar, kum ve çakıl taşları arasında küçük çiçeklerin açtığı anlar vardır.”(s.42)

“… kavuştuğu özgürlüğün ortasında ansızın şunu fark etmişti ki, özgürlüğü ölümdü…”(s.45)

“Beden olarak her insan tektir, ruh olarak asla.”(s.56)

“Ve benim ölümüm kendisi için önem taşıyacak insan neredeydi?”(s.69)

“… yaşam beni içinden kusup atmıştı.”(s.71)

“Ah, nereye baksam, düşüncelerimi nereye yöneltsem, hiçbir yerde bekleyen bir sevinç, bana yollanmış bir çağrı, beni kendine çekecek bir şey göremiyordum.”(s.71)

“Sana bir sır vereyim mi, ciddilik zamana aşırı değer verilmesinden kaynaklanır.”(s.93)

“…sonsuzluk dediğimiz şey yalnızca bir ‘an’dır…”(s.94)

“Ah, alay edeceğim tek kişi varsa, o da benim.”(s.98)

“Bir insan pek üzgünse, dişi ağrıdığı ya da para kaybettiği için değil, her şeyin gerçekte nasıl, yaşamın nasıl bir şey olduğunu hissettiği için üzgünse, gerçekten üzgün demektir…”(s.110)

“Nasıl davranırsa davransın, gün gelip öleceğini bilen insanın, ölecek olmasından üzüntü duyması gibi bir şey bu.”(s.113)

“Kişiliğiniz, içine kapatıldığınız bir hapishanedir.”(s.169)

“Allah kahretsin, nasıl da acı bir tadı vardı yaşamın!”(s.200)

“Gülmeyi öğreneceksiniz, sizden bu isteniyor.”(s.207)


Hermann Hesse, Bozkırkurdu, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2017.

Yorumlar