ÇİÇEK SENFONİSİ ÖZDEMİR ASAF



ÇİÇEK SENFONİSİ

ÖZDEMİR ASAF



YAZARIN HAYATI

11 Haziran 1923’te Ankara’da doğan Özdemir Asaf, 28 Ocak 1981’de İstanbul’da vefat etmiştir.

Çağdaş Türk şiirinin önemli şairlerinden biri olan Özdemir Asaf’ın şiirlerinde tekdüzelik yoktur. “Artık kimse beni yalnız bırakamaz.” gibi oldukça kısa şiirler yazan şair, bazende bunun tam tersine ‘Giden ’ adlı şiirinde olduğu gibi uzun şiirlerde yazmıştır. Ama uzun şiirleri çok enderdir. Özellikle ‘Dünya Gözüme Kaçtı’ adlı şiir kitabında tek mısralık, ikilikler ve dörtlükler yoğunluktadır. Bu tarz şiirlerinde duygu yoğunluğu da fazladır. Uzun şiir yapmanın maharet olmadığını, verilmek istenen mesajın iki mısrayla da verileceğini gösterir şair.

İlk başlarda eserlerinde genişçe yer tutan aşk, pişmanlık, yalnızlık gibi temalar daha sonra ölüme, tedirginliğe ve karamsarlığa bırakmıştır. Ama esas olarak şiirlerinde kullandığı tema yalnızlıktır. ”Benim söylemek istediğim çırpındığım gecelerde siz yoktunuz” ve “yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılırsa yalnızlık olmaz” diyerek bu temayı kitabının genelinde hissettirmiştir. Şiirlerinde duygu ve düşüncelere ağırlık veren şair hayattaki olaylara karşıda bazen alaycı şiirler kaleme almıştır. Yaşadığı toplumla kendini karşılaştırmasının sonucunda hissettiklerini alaycı bir şekilde ele almıştır.

Günümüzde sosyal medyada özellikle gençlerin kendi aralarında yaptığı paylaşımlarda çokça yer alan Asaf’ın duru ve yoğun anlatımı bunda etkili olmuştur. Çünkü şair saf aşkı en saf biçimiyle okura sunuyordu. Gençler Asaf’ın şiirlerinde kendi söylemek istediklerini bulmuşlardı. İnsanın kendisine doğru kaçtığında yaşadıklarını birebir sunuyor. Hemde az sözcükle çok şeyi anlatabiliyordu. Alaycı şiirler yazdığını da söylediğimiz şair, kendisiyle de alay edebilecek kadar gerçekçiydi. Bu da şiirlerinin doğal ve kendiliğinden olmasını sağlıyordu. Gençliğin Asaf’ı kabul etmesinde önemli bir etkendi bu.

Asaf’ı bir geleneğin içine sığdırmak zordur. Çünkü her şiir kitabında farklı akımlara yönelimleri oluyor. İlk eserinde kelime oyunlarına yer veriyor. Duygu ve düşüncelerini kısa ve öz yazması bakımından bu eserinde Garip akımının yansımaları var diyebiliriz. İkinci eserinde ve birkaç eserinde ise duygular coşkulu bir şekilde lirik olarak veriliyor. Daha sonra ise umutsuzluk ve karamsarlığın etkisi ile alaycı şiirlere ver veriyor eserinde. Ama genel olarak saf şiir içinde tutabiliriz Özdemir Asaf’ı.

Şiirlerinin genelinde kafiye ve ölçüye yer vermeyen şair, birkaç eserinde hece ölçüsünü kullanmıştır:‘Demek’ adlı dörtlüğünde 14’lü hece ölçüsünü kullanmış. “İki İki” adlı şiiri mensur şiir örneğidir. Şairin şiirleri genellikle serbest şiir sınıfına girer.

Sade bir dille yazdığı şiirleri, herkesin rahatlıkla anlayabileceği şekilde yalındır. Sözcüklerin genellikle gerçek anlamlarını kullanması bunda etkilidir. Söz oyunlarına yer verirken bile gerçek anlamlardan yararlanması onun özgün yönünü gösteriyor.

Şairin bazı şiirlerinde “ağlamayorum”, “geleyorum”, “etmeyorum”,”edemeyorum”, “almışın”, “metro (metre), “debboy” (depo) gibi kimi sözcükleri kullanmıştır. İlk gördüğümde yazım yanlışı sandığım bu kelimeler daha sonra da sıkça kullanılınca bunun kendine özgü kullanım olduğunu anladım. Hayatını okuduğumda ise bu şiirleri üniversitede aşık olduğu kıza yazdığını gördüm. Doğallığın, içtenliğin ve sıcaklığın göstergesi olan bu kullanım biçimini yayınevlerinin de hiç değiştirmeden vermesi şiirin orijinalliğini korumasını sağlamış ve o doğallığı bize yansıtmıştır.

ESERİN TANITIMI

Çiçek Senfonisi, şairin yayımladığı yedi şiir kitabını bir araya getiriyor: Dünya Kaçtı Gözüme, Sen Sen Sen, Bir Kapı Önünde, Yumuşaklıklar Değil, Nasılsın, Çiçekleri Yemeyin, Yalnızlık Paylaşılmaz.

İlk baskısı Kasım 2008’de İstanbul’da yapılan eserin son baskısı ise Şubat 2013 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından yapılmıştır. Eserin sayfa sayısı 487’dir.

YALNIZLIĞA ÖVGÜ

Mutluluğun gözü kördür,
Yalnızlık sağır.
Ondandır biri tökezleyerek yürür,
Öbürü uykusunda bile bağırır.



Mutluluk yalnız kendisini görür;
Unutur bu yüzden ilkin kendisini.
Yalnızlık kendi tutukluğunda özgür,
Boyuna bekler dönsün diye sesini.



Mutluluk alışır kendisine, ölümden beter;
Borçsuzluğuyla övünür, ama kedisi doğurmaz.
Yalnızlığın gidecek bir yeri yoktur;
Boyuna kapısına döner, açan olmaz.



Mutluluğun mezarları, yalnızlığın heykeli var..
Her ikisinin de saksılarında çiçek.
Biri hep başka bir renkle solar,
Öbürüyse ha açtı, ha açmayacak.
                                                        ÖZDEMİR ASAF


“Yalnızlığa Övgü”, Özdemir Asaf’ın Yalnızlık Paylaşılmaz adlı son yayınlanan kitabında yer alan şiirlerindendir. Şairin bütün şiir kitaplarının bir araya getirildiği Çiçek Senfonisi adlı kitabında da bulunmaktadır.


Bu kafiye düzenleri ile şiirde ahenk oluşturulmaya çalışılmıştır. Her dörtlükte mutluluk ve yalnızlık tekrarlanarak yapılan karşılaştırma vurgulanmaya çalışılıyor.

Serbest ölçü kullanılmıştır şiirde. Herhangi bir kurala bağlı kalınmaksızın şairin kendi üslubuna göre yazdığı bu ölçü, 1940’ta Orhan Veli ile yaygınlaşmaya başlamış ve günümüzde en çok kullanılanıdır.

“Yalnızlığa Övgü” , başlığından da anlaşılacağı gibi şair mutluluk karşısında yalnızlığı ön plana çıkarmaya çalışıyor. Sahip olduğu yalnızlığı, mutluluktan üstün görüyor. Başlıktan da şiirin ne anlatmak istediği görülüyor.

Şair, her dörtlüğe mutlulukla başlar ve daha sonra yalnızlığa geçer. Mutluluğun olumsuz yönünü anlatarak, yalnızlığın onun karşısındaki daha iyimser yönünü veriyor böylece.

Şiirde herkesin kolayca anlayabileceği yalın bir dil kullanılmıştır. Mutluluğu ve yalnızlığı anlatırken ikisi arasındaki farkı okuyucuya göstermeye çalışıyor.

Soyut kavramlar olan mutluluk ve yalnızlığa insana ait özellikler yükleyerek mecazlı bir anlatıma gidiyor. Böylece teşhis sanatı kullanılıyor bu şiirde.

Mutluluğun gözü kördür,

Yalnızlık sağır.

Burada görmek ve sağır olmak gibi insana ait özellikler soyut kavramlar olan yalnızlığa ve mutluluğa aktarılmış ve böylece yalnızlık ve mutluluk kişiselleştirilmiştir. Aynı zamanda kapalı istiare yapılmıştır.

“Yalnızlığa Övgü” şiirin Özdemir Asaf, mutluluk ile yalnızlığı karşılaştırıyor ve yalnızlığı mutluluğundan üstün göstermeye çalışıyor. Bu şiiri Özdemir Asaf’ın hayatından bir kesit okuyarak yorumlamak daha doğru olur, çünkü yalnızlık, mutluluğa nasıl üstün gelebilir ki?

Diğer bir mesele de şairin mutluluğun karşısına mutsuzluğu değil de yalnızlığı koymasıdır.

Bu iki problem aslında şairin yaşadıklarında saklıdır. Asaf, üniversitede öğrenciyken birini görür görmez aşık olur. Ve ona sürekli duygu dolu şiirler yazar. Çeşitli sebeplerle evlenselerde her şey istedikleri gitmez ve ayrılırlar. Bu ayrılık Asaf’ın ve eşiğinin aşkını bitirmez. Bu aşk ateşi sürekli yanar ama yalnızlık baş göstermiştir. Süreç içinde mutluluğun tadına bakabilen Asaf, ayrılıkla beraber yalnızlığı iliklerine kadar yaşar. İkinci sorunun cevabı bu olsa gerek: Asaf’ın mutluluktan sonra mutsuzluğu seçmemesi; aşkının halen devam etmesidir. Bu onu halen mutlu edebiliyordur. Üzüntü, öfke ve sıkıntı mutlu olmaya engel değildir. Birinci sorunun cevabı da kendini avundurmaktır diyebiliriz. Asaf, artık yalnızdır ve bunu kendi lehine çevirmelidir. Bu nedenle yalnızlığa övgüler yağdırır.

Şiir genelde gerçek anlamında kullanılmıştır. Açık ve nettir her şey.

Mutluluğun gözü kördür, 
 Yalnızlık sağır. 
 Ondandır biri tökezleyerek yürür, 
 Öbürü uykusunda bile bağırır.

Mutlu olan insanın gözünün körleştiğini, çevresinde olup bitenleri fark edemediğini, bu baş döndürücü duygu hali içinde sarhoşlar gibi dolaştığını belirtir. Tabii bu mutluluğun sebebi aşktır.

Yalnızlık, sessizliktir ayrıca. Melankoli hali içinde olmak olan yalnızlık, en çok geceleri baş gösterir. Uykusunu böler insanın. Uyanıkken sağır olan yalnızlık, uyku halinde iken bir nebze olsun kaybolur bağırışlarla. Uyanınca her şey aynı şekilde devam ediyordur oysa.

Mutluluk yalnız kendisini görür; 
 Unutur bu yüzden ilkin kendisini. 
 Yalnızlık kendi tutukluğunda özgür, 
 Boyuna bekler dönsün diye sesini.

İlk dörtlükte gözü kör olan mutluluk, bu dörtlükte sadece kendisini görebiliyor. Mutlu insan, çevresinde yaşanan olumsuzlukları ve mutsuz, çilekeş insanları göremez. Çünkü gözü mutluluk perdesiyle kapalıdır.

Yalnız insan çevresinden kopuk olduğu için diğer insanlara gereksinim duymaz. Diğer insanlara bağlı yaşayamaz ve hayatını kendi hapishanesinde yaşar. Ancak bu hapishanesinde ne kadar özgür olsa da bu özgürlük onu tatmin etmez. Birinci dörtlükte uykusunda bağıran yalnız insan, bu dörtlükte sesine cevap bulamaz.

Mutluluk alışır kendisine, ölümden beter; 
 Borçsuzluğuyla övünür, ama kedisi doğurmaz. 
 Yalnızlığın gidecek bir yeri yoktur; 
 Boyuna kapısına döner, açan olmaz.

Ölüm, insan hayatının vazgeçilmez bir parçadır. Yani ölüm, her insanın bir alışkanlığıdır. Buradaki mutluluk, ölümden de beter alışkanlık ise artık hayatının vazgeçilmezi olmuştur demek ki. Birinci dörtlükte yaşattığı körlük ile kimseyi göremeyen mutluluk, ikinci dörtlükte yalnız kendisini görüyor ve burada da borçsuzluğa övünüyor. Bundan dolayı kimseyi göremeyen insan, kimseye de borçlanamaz. Bazı insanlar, mutluğu kedilerde bulmuşlardır. Hatta bu mutluluk, insanın verdiği mutluluktan ötedir. Borçsuzluğunun yani maddi durumunun iyi olması, kedisinin doğuramamasını telafi edemez. Sadece mutlu olur ilerisi yoktur bundan dolayı.

İkinci dörtlükte kendi tutukluğunda özgür olan yalnızlık, burada gidecek bir yer bulamaz. Yalnızlığı kimse paylaşmadığı için gidecek bir yeri de yoktur. Döner dolaşır gene özgür olduğu kendi hapishanesine döner. Burada onu bekleyen kimse olmadığı için kendi dünyasının kapısını başkası değil kendisi açar.

Mutluluğun mezarları, yalnızlığın heykeli var. 
 Her ikisinin de saksılarında çiçek. 
 Biri hep başka bir renkle solar, 
 Öbürüyse ha açtı, ha açmayacak.

Bir insan bir mezarı ziyaret ediyorsa, orada hayatında onu mutlu etmiş biri var demektir. Heykel ise yalnızlığın simgesidir. Herkes seviyor gibi gözükür ama asıl bir seveni yoktur. Kalabalığın içinde olmasına bakmayın heykelin. Sağından solundan geçen bu kalabalık onu daha da yalnızlaştırır çünkü kimse göremez. Mezarlar ziyaret edildiğinden çiçekler her zaman yenilenir. Bu çiçekler, içtenliğin samimiyetin ve duygusal bir bağın göstergesidir. Heykelin elindeki çiçek ya demirden ya bakırdan ya da plastikten olduğundan bu çiçekler açmaz, açamaz bu yüzden. Bunlarda bir samimiyet yoktur, aksine resmiyetin çiçekleridir.


Sertaç Samur






Yorumlar