İstanbul, Martı, Vapur ve Deniz

https://www.instagram.com/sertacsamur/?hl=tr


KIZGINLIĞIN KİME, NEYE?
Kızgındı. Neye mi? Kime mi? Bilinmiyor. Görülmüyor. Hissetmek ise ne mümkün. Dert var, görülmesi yeter; dert var, dillendirilmesi bile beter. Kızgınlığı her damlasına, zerresine, kokusuna sinmişti. Ama bu kızgınlığı, buz dağı misali görülmeyen değil, sadece görülebilen yerlerinde belli ediyordu kendini. İçinde, derinliklerinde beyaz bir bulutun güneş ile el ele tutuşup gezmesi gibi sakinlik, uysallık ve huzur vardı. İçi bir dünya, dışı apayrı bir dünya. O zaman kendine değil de kime idi, âşıklar usandırıp divanelere mesken olan bu kızgınlık.

         Her an ondan bir parça alıyordu güneş. Yüzünü göstermesi bile yetiyordu ondan bir şeyler alması için. Güneşin gülen yüzü, onun yüzünden düşen bir parçaya sebep oluyordu. Buhar olup giden parçalarına mı kızmıştı, bilinmiyor. Bunu görüp gökyüzüne sığmayan bulutlar usul usul, tane tane, çekine çekine yağmur olup geri dönüyordu ona. Nefreti ona mıydı? İç karartan bu haline güneş mi sorumlu olmuştu? Ama hayır, güneşin sayesinde ışıl ışıl parlıyordu. Ondan başka kim bu kadar aydınlatabilirdi yüzünü? Bu parlaklığı verene kızmazdı ki. Kızmamalıydı da. Çünkü onunla güzeldi. Aslında hem ona kızgın hem de ona muhtaçtı bir nevi. Acı bir mutluluk duyuyordu. Hüzün kokulu mutluluklardandı.
       
        Güneşin onunla arasına bulutları koyup yüzünü göstermemesi, suyunu kaynatan bir başka şüpheli durumdu. Güneş ne yapmaya çalışıyordu onunla arasına kendinden bir parçayla perde örtmeye çalışarak. Bu muydu onu kızdıran?  Ama biriktirilen en güzel şey yine kendini biriktirmektir. Güneşin sayesinde bulut olup yağarak gene kendine dönüyor, kendini biriktiriyordu. Her gidişi kendine uğrayarak bitiriyordu. Ona bu iyiliği yapana kızamazdı. Kızmamıştır.

        Kendi varlığına mı kızgındı?  Kendinden mi bıkmıştı? Bu yeryüzünde çok mu yer kaplıyordu acaba? Ya da yeryüzüne sığmadığına mı kızmıştı. Kendine sığabilmekti asıl mesele. Kendi kabına sığabildiği için bu değildi o zaman beyaz saflığına inanılmaması gereken köpükler çıkaran kızgınlığı.

https://www.instagram.com/sertacsamur/?hl=tr

        Güneş ile bir hesaplaşması daha vardı. Belki güneş, bu sefer gerçekten suçluydu! Yüzünün rengine renk katan, aslında yüzünü renklendiren, bitkilerle bu kadar yan yana getirilmesine sebep olan o maviliği kime borçluydu? Gökyüzüydü onu bu vazgeçilmez görüntüye boyatan. İçinde kin beslemediği, daha yakın olabilmek için dolup taşmak istediği tek şey gökyüzüydü. Buna mı içerlenmişti güneş? Aydınlığın karanlıklara boğulmasının sebebi bu muydu? Çünkü gökyüzünü karanlığa boğup tekrar aydınlatan oydu. Oysa gökyüzünün verdiği bu maviliği, parlatıp ışıldatan da kendisiydi. Güneş, istemez miydi onun hep masmavi, ışıl ışıl kalmasını! O kadar çok istiyordu ki. Ama gitmek zorunda olduğu için ışığından verebildiği kadarını aya verip onu bir nebze olsun aydınlatmak amacındaydı. Gece nöbetçi olarak bıraktığı ay ne kadar yetebilirdi. Güneşe fazla yükleniyor gibiydi. Oysa onu en fazla güneş düşünüyordu.

https://www.instagram.com/sertacsamur/?hl=tr

        Üzerindeki vapurlar, tekneler ve gemiler yükünü mü artıyordu. Belini mi büküyordu tüm bu kıymetini bilmeyenler. Sırtında taşımak zorunda kaldığı vefasızlar mıydı kendi gibi sınır tanımayan kızgınlığının baş aktörü. Ama göğsünde gezdirdiği vapurlarla bir bütün olmuştu. İkisinden birinin yokluğu affedilemezdi. Başka bir yerde yaşamalıyım, diyemez vapur. Onun yeri muhtaç olduğu, açık göğsüydü. Vapur nazlanınca dayanamaz sallar durur göğsünde bir anne şefkatiyle. Vapur bilir ki bu bir sevda türküsüdür. Göğsünde açtığı derin yaralara inat köpük köpük, dalga dalga dans ederler.

        Şu martılar hiç masum durmuyorlar gibi. Usul usul süzülüp kanat çırpışları ve içeride hoş bir esinti uyandıran sesleri, onları ne kadar cazibeli kılsa da onlarda tuhaf bir şüphe eksik olmuyordu. Onlara mı kızgındı acaba. Bu benzi solmuş, kuraklıktan gün almış halinin sebebi, rengi kadar temiz olmayan martı mıydı? Uzun uzun üzerinde paralel uçup birde ondan can parçalarını söküp kendi canına can katıyordu.  Bu ona kızmasına yeterdi. Fakat şöyle ikisine baktığımızda martı onsuz yaşayamaz, o martısız sönük kalırdı. Hangi martı, onsuz bir tabloya misafir olmuştu. Hangi kalbi sökülmüş ressam, tuvalinde onları ağırlamamıştır? Kim cesaret edebilmiştir onları ayırmaya? Dalgaların sesine karşılık vermezse kendine ömür biçmiştir martı. Hangi dalga vapurun arkasından sessiz kalmıştır? Hangi martı vapurun raksını karşılıksız bırakmıştır. Hangi vapur peşinden sürüklememiştir ikisini bilinmezliklere? Hangi martı hesap sormuştur vapurdan gidilecek yer için. Metin, Ali, Feyyaz gibiydiler. Bir bütün ve tek. Yoksa martı o rengi gerçekten hak etmiş miydi? Yoksa bizim mi rengimiz kararmıştı?

        Martının vapurla bu kadar ilgili olması çok tuhaf değil mi? Onun üstünden oynanan bir oyun mu vardı aralarında? Neden rengiyle kendi arasında şüpheler uyandıran bu martı, vapurun arkasından mütemadiyen gidiyordu? İkisinin varlık sebebi olan benim bu pamuk ipliğine sarılı göğsüm, onlara yuva mı olmuştu. Martı, sen kimi, kimin için tercih ediyorsun? Bu duygu içini kemiriyordu. Kolay değildir, her şeyinizi verdiğiniz şeye bir yabancı gibi bakmak. Martı, onsuz yaşayamazdı. Ama hep vapurun arkasındaydı. Ona sadece muhtaç olduğunda geliyordu. Görünüşe bakılırsa haklı gibiydi. Olsun kızgınlığı ona değildir. Başkasının mutluluğuyla mutlu olabilme ağırlığı her zerresinde mevcuttu. Ama içini sızlatan bir pişmanlıkta vardı. Martıya haksızlık ettiğinin kanısı ondan daha da ağır geldi. Martı hep vapurun arkasındaydı. Ama işin aslına bakılırsa onu sevse onunla yan yana giderdi. Neden arkasından gitsin ki! Vapurun arkadan çıkardığı dalgalara âşıktı belki. Yani aşka âşık olma hali gibiydi. Vapura değil, vapurun arkasındaki dalgalara hapsolmuştu. Bunu düşününce içinin derinliklerinde de güneş açıyordu. Evet, kızgınlığı bu değildi. Çünkü buna inanmıyordu. Martı, dalgalarının peşindeydi. Emindi.

        Her halin âşıklar doğurur, yokluğun hicret ettirir. Musa’ya yuva, Firavun’a mezar oldun. Neydi senin kızgınlığın o zaman ey bir çarşaf gibi olup âşık usandıran, bir dağ olup fırtına estiren?

        Sebepsizce bir oradan bir oraya akıp gidiyorsun. Nereye gidiyorsun? Yok, mu varacağın bir yer? Varacak bir yerinin olmaması mı seni kızdıran? Son durağının olmaması mıydı derdin, tasan? Uzaklarda bekleyenin olmaması mı? Beklenen mi olmak isterdin, bekleyen mi?

        Sen gidilen değil, gelinensin. Giden yoldur, duran sadece sensin. Yol sana varır, sen nereye varmak istiyorsun. Varılansın, özlenensin, arzulanansın… Varacak bir durağının olmaması nasıl bir duygu? Bütün sahip oldukların yetmiyor mu sana. Yetmiyor mu enginler sana? Âlemde boşluk yoktur. Kıyıları vurup tarumar etmen de ne? Varan değil, varılan olmak kibrini artırdı. Dalgalar, kibrinin taşmasının göstergesi mi? Oysa tevazuuydu senin resimlerinin altındaki yazı. Huzurdu, pencereden bakıldığında gösterdiğin her anın.
       
Gelme, diyenin olduğu için mi biçare dolanıyorsun? Yoksa gel, diyene gitme korkun mu seni bu hale getirdi?
       


                                                                                          Sertaç SAMUR

Yorumlar

  1. Her bir cümleyi üzerini renklendirerek okudum.Kaleminiz kuvvetli maşallah.''Sen gidilen değil, gelinensin.''cümlesi beni çok etkiledi.Sizi de instagramdan takibe aldım takibi ki :) Sevgi ve saygılarımla :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunları duymak mutlu hissettiriyor ve yenileri için heveslendiriyor. Takibiniz için teşekkür ederim. Umarım keyifli anlar yaşatırım. Takibinize karşılık verdim.
      Çok teşekkür ederim. :)

      Sil
  2. Fotoğraflar da çok güzel, yazı da... Allah kaleminize kuvvet versin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Arif Bey. Beğenmenize sevindim.

      Sil
  3. Takipte olacağım,hoş geldiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, hoş geldiniz. Ben de takibinizdeyim.

      Sil
  4. Takipte olacağım,hoş geldiniz.

    YanıtlaSil
  5. Merhaba... Güzel bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık. Bu arada sizi takip ettiğimi sanıyordum. Tekrar bakayım dedim. İzle butonunuzu göremedim.

    YanıtlaSil
  6. Artık kesin olarak takipteyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, hoş geldiniz. Çok teşekkür ederim.
      :)

      Sil
  7. Fotoğraflarınız ayrı, yazınız ayrı güzel. Emeğinize sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, hoş geldiniz. Çok teşekkür ederim.
      :)
      Siz de çok sayfalı bir sayfaya sahipsiniz. :)

      Sil
  8. Bu yazıya gelinceye kadar birkaç yazınızı okudum. Öncelikle edebiyatla ilgili yazılar okuduğumda mutlu oluyorum. Geniş bir zaman arıyordum yazılarınızı okumak için. Deniz, martılar, gün batımı ve bir parça da hüzün iyi geldi, hoşluk kattı günüme. Şair ve yazar sevginizi yakalarken satır aralarında, mutlandım.

    Yüreğinize ve kaleminize sağlık . Sevgi ve selamlarımla...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz beni çok mutlu etti.
      Çok teşekkür ederim.

      Sil
  9. Her satırı keyifle okudum.Bazı satır aralarinda da kendimi buldum.Kaleminize ve yüreginize teşekkürler

    YanıtlaSil

Yorum Gönder