Beş Şehir - Ahmet Hamdi Tanpınar (Sözlük)

Beş Şehir - Ahmet Hamdi Tanpınar (Sözlük)

Beş Şehir, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hayatının belli dönemlerini geçirdiği beş şehirle ilgili yazdığı bir deneme kitabıdır. Dönemine ve hatta geçmişine ışık tuttuğu bu şehirler Tanpınar'da derin etkiler bırakmıştır.
Ankara, İstanbul, Konya, Bursa ve Erzurum'dan oluşan bu kitapta dönemin etkisinden de kaynaklı olarak eski kelimeler hakimdir. Yalınlaştırılmış baskısı var mı bilmem ama kitabı yazarın kaleminden çıkmış bir şekilde okumak daha doğru geliyor bana. Günümüzde birçoğu kullanılmayan bu kelimeler okumayı güçleştirse de kitabın sağına soluna bunların anlamını sözlükten bakıp iliştirmek daha da farklı bir tat veriyor. 

Bu sözcükleri sözlükten bakıp kitabın sağına soluna yazarken derli toplu olarak bir araya getirme düşüncesi hasıl oldu.

akis: Işık veya ses dalgalarının yansıtıcı bir yüzeye çarparak geri dönmesi, yansıma, yankı

adese: Mercek

burçak: Baklagillerden, taneleri hayvan yemi olarak kullanılan yıllık bir yem bitkisi (Vicia ervilia)

bazilika: İçi, ortadaki yüksek, yanlardakiler daha alçak olmak üzere iki sıra sütunla üç salona ayrılmış, dikdörtgen biçiminde büyük kilise

muhayyile: Hayal gücü

ithaf : Birinin adına sunma, armağan etme

icap: Gerek, gereklik, ister, lüzum

muvaffak: Başarmış, başarılı (kimse)

sefaret: Elçilik

itikat: İnanma, inan, İnanç

rahmani: Tanrı ile ilgili, tanrısal

konsül: Roma'da her yıl seçilen iki devlet başkanından her biri

kadim: Başlangıcı olmayan, eski, ezelî

lahit: Duvarları taş veya tuğladan, üstü taş bir kapakla örtülü mezar

ilahe: Tanrıça

seki: Oturmak için evlerin önüne taş ve çamurdan yapılan set

hülasa: Özet, fezleke, Öz, Kısaca

murakabe: Denetleme, Tasavvufta Tanrı'ya bağlanarak çile doldurma

mağrur: Kurumlu, gururlu, kibirli, kendini beğenmiş

şevket: Büyüklük, ululuk, yücelik, heybet

fütuhat: Zaferler, fetihler

ledün: Tanrı katı

mürit: Bir tarikat şeyhine bağlanarak ondan tasavvufun yollarını öğrenen, onun doğrultusunda ilerleyen kimse

nurani: Işıklı, nurlu

nahiv: Söz dizimi

mürşit: Doğru yolu gösteren kimse, kılavuz

müderris: Ders veren profesör

halef: Birinin ardından gelip onun makamına geçen kimse, ardıl, selef karşıtı

matlup: İstenilen, aranılan

nagehan: Ansızın

muhasara: Kuşatma

haris: Açgözlü

ümera: Beyler, amirler

muganni: Şarkıcı

mamafih: Bununla birlikte

bedesten: Kumaş, mücevher vb. değerli eşyaların alınıp satıldığı kapalı çarşı

cet: Dede, büyükbaba, ata

muasır: Çağdaş

sergüzeşt: Macera

gaip: Görünmez âlem

merkat: Mezar, kabir

tecessüs: Belli etmeden kendini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma

latif: Yumuşak, hoş, ince bir güzelliği olan

vehim: Kuruntu

küpeşte: Gemide güverte hizasında ıskarmoz bağlarına tutturulan dikmelerin dış yüzlerine kaplanan kaplamaların oluşturduğu siper, borda kaplamalarının en üstü, güverteden yukarı kalan bölüm, korkuluk, parapet

şimal: Kuzey

sebat: Sözünden veya kararlarından dönmeme, bir işi sonuna değin sürdürme, direşme

müfreze: Türlü askerî görev ve hizmetlerin yapılması amacıyla küçük birliklerden, belli bir kuruluşa bağlı kalmadan geçici olarak oluşturulan grup

cenah: Kuş kanadı 2. Kol, pazı 3. Yan, taraf

muntazam: Düzgün

maktul: Öldürülmüş, öldürülen

belagat: İyi konuşma, sözle inandırma yeteneği

müstakbel: İleri bir tarihte beklenen, gelecek

mahfe: Deve, fil vb. hayvanların sırtına konulan, üzerine oturmaya yarayan sepet

hüviyet: Kimlik

uzlet: Toplum yaşayışından kaçıp tek başına yaşama

iptidai: İlkel

muvakkit: Güneşe bakarak namaz vakitlerini bildiren kimse

hoyrat: Kaba, kırıcı ve hırpalayıcı

eşraf: Bir yerin zenginleri, sözü geçenler, ileri gelenler

âyan: İleri gelenler

mamur: Bayındır

muhtelif: Çeşit çeşit, çeşitli

kehribar: Süs eşyası yapımında kullanılan, açık sarıdan kızıla kadar türlü renklerde, yarı saydam, kolay kırılır ve bir yere hızlıca sürtüldüğünde hafif cisimleri kendine çeken, fosilleşmiş reçine, samankapan, kılkapan

takdis:  Kutsal sayma, kutsama

havali: Yöre

idrak: Anlama yeteneği, anlayış, akıl erdirm

rakkas: Raksı meslek edinmiş erkek

neşide: Bir toplulukta okunmaya değer şiir

marazi: Hastalıkla ilgili, hastalıklı

mukadder: Yazgıda var olan, yazgı ile ilgili olan, alında yazılı olan

müstahsil: Üretici

kevel: Kuzu veya koyun postundan yapılmış kürk

kazaz: Ham ipeği iplik ve ibrişim durumuna getiren kimse

dülger: Yapıların kaba ağaç işlerini yapan kimse

kifayet: Yeterli miktarda olma, yetme, kâfi gelme

müverrih: Tarih yazan kimse, tarihçi

maiyet: Üst görevlinin yanında bulunan kimseler, alt kademedekiler

alelhusus: Hele, özellikle

perva: Çekinme, sakınma, korku

küffar: Müslüman olmayanlar, kâfirler

dilaver: Yiğit, delikanlı

mukarrer: Kararlaşmış, kararlaştırılmış

tarik: Yol

müyesser: Kolaylıkla ortaya çıkan

takrir: Yerleştirme, yerleştirilme 2. Anlatma, ders verme

inayet: İyilik, kayra, atıfet, ihsan, lütuf

yevmi: Günlük, gündelik

tekaüt : Emekliye ayrılma

çuha: Tüysüz, ince, sık dokunmuş yün kumaş

ihsan: İyilik etme, iyi davranma

bala: Yavru, çocuk

tekaüdiye:  Emekli aylığı

içtimai: Toplumsal

iştirak: Ortaklık, ortak olma, paydaşlık

dizdar : Kale bekçisi, kale muhafızı

mutaassıp: Bağnaz

ulema: Bilginler

muvazene: Denge

kutnu: Pamuk veya ipekle karışık pamuktan dokunmuş kalın, ensiz kumaş türü

mesuliyet: Sorumluluk

santur: Kanuna benzeyen, tokmaklarla çalınan bir tür telli çalgı

teşrifat: Resmî günlerde ve toplantılarda devlet büyüklerinin makam ve mevki sıralarına göre kabulü

tanzim: Sıraya koyma, sıralama

binaenaleyh: Bundan dolayı, bundan ötürü, bunun için, bunun üzerine

samur: Sansargillerden, Kuzey Avrupa'da yaşayan, çok yumuşak ve ince tüyleri olan, postu için avlanan küçük hayvan (Martes zibellina)

yamçı: Bir yüzü uzun tüylü, kalın yünden dokunarak yapılmış yağmurluk

konç: Ayağa giyilen şeylerde ayak bileğinden baldıra doğru olan bölüm

tariz: Kapalı bir biçimde, dolaylı olarak söz söyleme, taşlama

mazhariyet: Erişme, elde etme

istihza: Gizli veya kinayeli bir biçimde alay

pervasız: Çekinmez, sakınmaz, korkusuz (kimse), biperva

izbandut: Görünüşü ve davranışı ile korku veren (iri yarı adam)

bittabi: Doğal olarak, tabiatıyla, tabii, elbette

itham:  Suçlama

sinizm: İnsanın erdem ve mutluluğa, hiçbir değere bağlı olmadan bütün gereksinmelerden sıyrılarak kendi kendine erişebileceğini savunan Antisthenes'in öğretisi, kinizm

muayyen: Belirli

fasıla:  Aralık, ara, kesinti

müstahkem: Berkitilmiş, sağlamlaştırılmış, tahkim edilmiş

zevat: Kişiler, zatlar

empoze: "Dayatmak" anlamındaki empoze etmek birleşik fiilinde geçen bir söz

behemehâl: Her hâlde, ne olursa olsun, ne yapıp yapıp, mutlaka

sarih: Açık, kolay anlaşılır, belli, belirgin, belgin

müspet: Olumlu

aksülamel: Tepki, reaksiyon

salık:  Tavsiye

kabil: Olanaklı

mağrip : Batı

akide: İnanç

meşin: İşlenmiş koyun derisi

şakirt : Öğrenci, çırak

mücellit: Ciltçi

nebat: Bitki

humma: Ateşli hastalık

melez: Değişik ırkta ana babadan doğmuş olan (kimse)

komitacı: Siyasi bir amaca ulaşmak için silahlı mücadele yapan gizli topluluk veya örgüte bağlı kimse

ihtiyat: Herhangi bir konuda ileriyi düşünerek ölçülü davranma, sakınma

telakki: Anlayış

tahmis :isim, edebiyat Divan edebiyatında bir gazelin her beytinin başına üç dize katılması durumu, beşleme

emval :Mallar, para ile alınan şeyler

metruke: Bırakılmış, geriye kalmış

inhina: Birine baş eğme, yumuşaklık gösterme

düven:  Harmanda ekinlerin sapı ve tanelerini ayırmak için kullanılan, önüne koşulan hayvanlarla çekilen, alt yüzünde keskin çakmak taşları dikine çakılı bulunan, kızak biçiminde araç

manivela: Bir ucunun bağlı bulunduğu bir nokta çevresinde dönen kol

teganni: Şarkı söyleme

debdebe: Görkem

meşum: Uğursuz

ihtiras: Aşırı, güçlü istek

biat : Bir kimsenin egemenliğini tanıma

tahammül: Nesnenin, güçlü, zorlayıcı dış etkenlere karşı koyabilmesi, dayanması

riyakâr: İkiyüzlü

inkıraz: Batma, dağılma, çöküş, yok olma, son bulma

gaile: Sıkıntı, dert, keder, üzüntü

satvet: Zorlu, sindirici güç

filhakika: Gerçekten, doğrusu, hakikaten

efrat: Bireyler, fertler

gem: Atı yönlendirmek için ağzına takılan demir araç

naip:  Tahtta hükümdar olmadığı zaman veya hükümdarın çocukluğu sırasında devleti yöneten kimse

muhteris: Hırslı

tahakküm: Baskı, zorbalık, hükmetme

mukabil: Bir şeye karşılık olarak yapılan, bir şeyin karşılığı olan

muahede : Antlaşma

Melami: Melamilik yanlısı olan kimse

menfi: Olumsuz, negatif

mihnet: Sıkıntı

yekûn:  Toplam

akide: İnanç

çeşni:  Yiyeceğin ve içeceğin tadı, tadımlık

delalet: Kılavuzluk

fütüvvet: Dinî ve mesleki birlik, esnaf teşkilatı

izale: Yok etme, giderme

kûfi: Arap yazısının düz ve köşeli çizgilerle yazılan eski bir biçimi

eyvan: Teras, sundurma, ayvan

mevcudiyet: Varlık

tekâlif: Teklifler

Kehkeşan: Samanyolu

emrivaki: Oldubitti

cezbe: Bir duygu veya bir inanışın etkisiyle aşırı ölçüde coşup kendinden geçme durumu

menakıp: Menkıbeler

aksiseda: Yankı

vahdet :Bir olma, tek olma, birlik, teklik

peşrev: Klasik Türk müziğinde faslın giriş taksiminden sonra, şarkıdan önce çalınan parça

süluk: Bir yola girme, bir yol tutma

mahviyet: Alçak gönüllülük

erkân: Bir topluluğun ileri gelenleri, büyükler, üstler 2. Yol, yöntem

tebcil: Yüceltme, ululama

hilkat: Yaradılış, fıtrat

musaffa: Temizlenmiş, arıtılmış

tefsir: Yorumlama

haddizatında: Aslında

halis: Katışık olmayan, katışıksız, saf

dibace: Başlangıç, giriş, ön söz

velut: Doğurgan 2. Çok eser ortaya koyan, verimli

yekpare: Bir parçadan oluşan, tek parça, bütün

munis :1.Alışılan, alışılmış, yabancı olmayan 2. Cana yakın, uysal,

ülfet :1. isim Alışma 2. Tanışma, görüşme 3. Dostluk, ahbaplık

mahfaza: İçinde küpe, yüzük, bilezik vb. değerli süs eşyalarının saklandığı kutu

itikâf: Bir kenara çekilme, ortalıkta görünmeme

keramet: Ermiş kimselerin gösterdiklerine inanılan, doğaüstü, şaşkınlık uyandırıcı davranış veya durum

gark: Suya batma, boğulma

muzdarip: Izdırap ve acı çeken

istibdat : Uyruklarına hiçbir hak ve özgürlük tanımayan sınırsız monarşi, despotluk, despotizm

sadaret: Sadrazamlık

iltihak: Katılma

uhrevi: Öbür dünya ile ilgili, ahiret ile ilgili, dünyevi karşıtı

merhale: Derece, basamak, aşama, evre

helezon: Kıvrımlı, yılankavi biçim

murassa: Değerli taşlarla bezenmiş, cevherlerle süslenmiş

çerağ: Mum, kandil, lamba vb. ışık veren araç, çırağ

feyiz : Verimlilik, gürlük, ongunluk, bereket

ifrit: Doğu masal ve efsanelerinde kötü, korkunç cin

heyula:  Korkunç hayal

kesafet :Çokluk, sıklık, Saydam olmama durumu, bulanıklık

eleğimsağma: Gökkuşağı

mücerret: felsefe Soyut, Evlenmemiş, bekâr,, Yalın durum

beyhude: Yararsız, anlamsız, Boşuna

fer: Parlaklık, aydınlık

hâlet : Durum

daüssıla: Yurt özlemi

haşin: Sert, kırıcı, gönül kırıcı

teşrin: Yılın onuncu ve on birinci aylarına verilen ortak ad

müstehlik : Tüketici

istihsal: Elde etme, Üretim

otoman: Bir tür ipekli kumaş

markizet: Bir tür ince ve çoğu kez çiçekli, pamuklu kumaş

patiska: Çoğu pamuktan dokunmuş sık ve düzgün bez, hasse, hasa

kisve: Kılık kıyafet

mühtedi : Dönme

müsavat: Eşitlik, denklik

enfüsi: Öznel

münferit: Tek, ayrı, kendi başına olan

mağfiret:  Bağışlama

sofa: Evlerde oda kapılarının açıldığı genişçe yer, hol

psikoz: Türlü sebeplerle kişiliğin bütünlük ve uyum gücünü geniş ölçüde yıkan ruhsal bozukluk

bestenigâr:  Klasik Türk müziğinde en eski birleşik makamlardan biri

insiyak: İçgüdü

cüzzam: Hansen basilinin sebep olduğu, sinir sistemi ve deri başta olmak üzere birçok sistem ve organı etkileyebilen bulaşıcı bir hastalık, miskin hastalığı, lepra

mehabet: Büyük ve saygıdeğer kimselere duyulan saygı

feragat: Hakkından kendi isteğiyle vazgeçme

fecir: Tan

mesnet: Dayanak, Mevki, makam

biteviye:  Tekdüze

konstrüksiyon: Yapı, yapım

müşkül: Güç, zor, çetin; Engel, güçlük, zorluk

müzeyyen: Süslenmiş, bezenmiş

mezkûr: Adı geçen, anılan, sözü edilen, zikredilen, zikrolunan

tahrir: Yazma, kitabet, kompozisyon

müşavere: Danışma, danış

mahiyet: Nitelik, vasıf, öz, asıl, esas, İçyüz

külfet: Sıkıntı, zorluk; Büyük masraf

terakki: İlerleme, yükselme, gelişme

azil:  Görevden alma

abes: Gereksiz, yersiz, boş

estamp:  Oyma baskı

hendesi: Geometrik

meşveret: Bir konu hakkında birinin düşüncesini sorma, danışma

himmet: Yardım, kayırma

tenkil: Uzaklaştırma; Herkese örnek olacak bir ceza verme

haset: Kıskançlık, çekememezlik, günü

nazari: Kuramsal

tebdil: Değiştirme

lahza: Zamanın bölünemeyecek kadar kısa bir parçası, an

heccav: Yergici

münevver: Aydın; Aydınlatılmış

sahih: Gerçek, doğru, sağın, hakiki

deruni: İçle ilgili, içten

malul: Sakat (kimse);Hasta (kimse)

mütereddit: Tereddüt eden, çekingen, kararsız, ikircimli (kimse)

rical: Erkekler

şuh: Neşeli ve serbest (kadın)

fasıl: Bölüm, kısım, devre

muharrir: Yazar

sabık: Geçen, önceki, eski

mahmur: Sarhoşluğun sebep olduğu sersemlik içinde olan ;Uykudan sonra üzerinde sersemlik, ağırlık bulunan

mahzun: Üzgün

riya: İkiyüzlülük

mürai: İkiyüzlü

iştiha: İştah

deryadil: Her şeyi hoş gören, çok sabırlı

taassup: Bağnazlık

hüsnüniyet: İyi niyet

vüzera: Vezirler

tedip: Uslandırma, yola getirme, terbiye etme

sanem: Put (I); Çok güzel kadın

tafsilat: Ayrıntı

palanka: Ağaç ve toprakla yapılmış, hendekle çevrilmiş küçük hisar

teessüs: Kurulma, ortaya çıkma; Yerleşme, temelleşme, kökleşme

nefyedilmek: Sürgüne gönderilmek, sürülmek; Olumsuz kılınmak

sefir: Elçi

müşahit: Gözlemci

müseddes: Altıgen; Divan edebiyatında her bendi altı dizeden oluşmuş nazım biçimi

yeis: Umutsuzluktan doğan karamsarlık, üzüntü

fütur: Bezginlik, umutsuzluk, usanç

tekevvün: Oluş, oluşma, var olma, doğuş

vehmetmek: Yersiz korkuya, kuşkuya düşmek, kuruntuya kapılmak, evhamlanmak

hâlet: Durum

tekâmül: Olgunluk, olgunlaşma; Gelişim, gelişme

istidat:  Yetenek

müşahhas: Somut

ilga: Bir şeyin varlığını ortadan kaldırma

hafifmeşrep: Davranışları, içinde bulunduğu toplumun ahlak anlayışına uymayan (kadın), hafif yollu

kâfi: Yeterli, yetecek ölçüde olan

iştiyak: Göreceği gelme, özleme; Güçlü istek, arzu

vuzuh: Açık olma durumu, açıklık, aydınlık; Anlayış, görüş, bakış açısı

muaşeret: Birbiriyle toplumsal ilişkiler içinde bulunma

muharip: Savaşçı

istihkâm: Düşman saldırısını durdurmak, düşmana karşı savunma yapmak amacıyla düzenlenmiş yer

sağrı: Memeli hayvanlarda bel ile kuyruk arasındaki dolgun ve yuvarlakça bölüm

savlet: Şiddetli saldırı

teşkil: Oluşturma, ortaya çıkarma, meydana getirme

tahayyül: Hayalde canlandırma

tasavvur: Göz önüne getirme, hayal etme, zihinde canlandırma

tecrit: Ayırma, ayrı bir tarafta tutma;Mahkûmu cezasını tek başına çekmesi için diğer hükümlülerden ayırma

terennüm: Güzel ve alçak sesle şarkı söyleme

terkip:  Birleşim, birleştirme, bir araya getirme

vakar: Ağırbaşlılık

vakıa: Olgu

vazıh: Açık, aydın, belli

yalak: Hayvanların su içtikleri taş veya ağaçtan oyma kap
Kaynakça: http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_content&view=frontpage&Itemid=1

Yorumlar

  1. Bir keresinde bu kelimelerle ilgili edebiyatçımız sınav yapmıştı, güzel bir deneyimdi. :) Bilgilendirici bir yazı olmuş. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlginiz için çok teşekkür ederim.

      Sil
  2. Beş Şehir mükemmel bir eser. Okurken bilmediğim kelimelere sözlükten bakıyordum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle bir baş yapıt. Artık buradan bakarsınız. :)
      Çok teşekkür ederim.

      Sil
  3. teşekkür ediyoruz. bir anda okuyunca insanın aklında kalmıyor bunlar, iyisi mi biz de okuyalım :) ben de sizin gibi kitabın köşelerine iliştiririm sözlükten bakarak, ayrı bi tadı oluyor. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Artık buradan bakarsınız. :)
      Çok teşekkür ederim.

      Sil
  4. eskiden yazılmış gezi kitaplarını ve sonraki dönüşümünü düşünmeyi çok seviyorum. Sadeleştirilmiş kitapları bende pek sevmiyorum ancak Ahmet Hamdi'yi tek seferde okuyabilmek biraz da ustalık istiyor. Paylaşım için teşekkürler, takipteyim hocam.
    Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zaman Evliya Çelebi okumak iyi gelecektir. Tanpınar'a yaklaşımınız yerinde olmuş. O bir derya çünkü.
      Çok teşekkür ederim.

      Sil
    2. okudunuz mu bilmiyorum ancak bende size İlber Ortaylı'nın İlber Ortaylı Seyahatnamesi - Bir Tarihçinin Gezi Notları'nı tavsiye ederim..

      Sil
    3. Hayır, okumadım. İlber Hoca'nın birkaç kitabını okumuştum ama seyahatnamesini okuma fırsatım olmadı. En kısa zamanda okuyacağım. Teşekkür ederim.

      Sil
  5. Yarım bırakatığım bu kitabı yeniden okuma vakti. Seviyorum yeni ve farklı kelimekeri Bu yüzden günümüz yazarlarından ziyade eski yazarları okumayı tercih ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitabı alış tarihim 2014, okuma tarihim 2017. Maalesef büyük bir pişmanlık yaşadım okuduğumda. Keşke ilk aldığımda okusaydım.
      Vakit kaybetmeden okuyun. Bende öyle. Özellikle Tanpınar.

      Sil
  6. Emeğinize sağlık, takipteyim, sizi de benim bloguma beklerim, sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Başarılı bir sayfanız var.

      Sil

Yorum Gönder