KÖR BAYKUŞ / SÂDIK HİDÂYET

Kitap: Kör Baykuş
Asıl Adı: Bûf-i Kûr
Yazar: Sâdık Hidâyet
Çeviren: Behçet Necatigil
Yayınevi: Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık
Baskı: 21. Baskı, İstanbul Nisan 2017
Sayfa Sayısı: 88

Paris'in sokaklarında günlerce hava gazlı bir apartman dairesi arayan yazar, sonunda Championnet caddesinde bulur aradığını. Tek bir gözenek bile kalmayacak şekilde evin bütün deliklerini kapatır.
 9 Nisan 1951 günü  gazın musluğunu açarak kendini hava gazının boşluğuna bırakır. Ama öyle hazırlıksız olur mu? Önce bir tıraş olur, tertemiz elbiselerini giyer sonra da cebine parasını koyar. Asıl önemlisi ise müsveddeleriydi. Onları bırakır mıydı ardında. Yanı başında yakmıştır hepsini. Ve artık terk etmiştir kendi ifadesiyle aşağılık kimselerin diyarını.

Etkileyici bir son değil mi?
Böyle bir sonu seçen yazarın yazmış olduğu kitabın havasını pek çok okur şimdiden fark etmiştir. Evet, ben de bu sondan haberdâr olarak yazarla tanıştım. Bu son beni yazarla tanıştırmıştı. Acaba böyle bir tercihte bulunan yazar, yıllar sonra bu sebepten dolayı kitabının okunabileceğini düşünmüş müdür?

Aynı zamanda Ömer Hayyam hayranı olduğunu söylesem. Hayyam'ın rubailerini toplamıştır. Buraya yazdığı ön sözdeki ifadeleri Sâdık Hidâyet'in hayat kapısını sonuna kadar açıyor. "İnsana zorla kabul ettirilen düşünceler inceleniyor, çözülmeden kalmış sırlar araştırılıyor; Hayyam'ın feryatları hep spekülasyonlarla ezilmiş milyonlarca insandaki acının, kaygının, yılgınlığın, korkunun, ümit ve ümitsizliklerin yankısıdır."

Bu yankı size de ulaştı sanırım. Herhalde artık tahayyül edebiliyorsunuz ve bu iki özellik şekillendirdi zihninizde yazarı. Kitap hakkında az çok bir ön bilgiye, tahmine sahip oldunuz. Eminim hepiniz kitabı okuduğunuzda tahmininizde haklı çıkacaksınız.

Kitap hacim olarak küçük, bir solukluk âdeta. Ama etkilendiği rubailer gibi içi dolu, duygu yoğunluğu kitaptan taşıyor. Yükte hafif ama manada ağır bir kitap.

Kitabın adını neden Kör Baykuş(Bûf-i Kûr) olarak koymuştur sizce?  Anadolu'da şöyle bir görüş vardır: "Baykuşun öttüğü evin damında mutlaka bir cenaze çıkarmış." Evet, kitapta da evden cenaze çıkıyor. İran kültürü de bizim Anadolu kültürümüzden uzak değil. Acaba bu olabilir mi? Bu tahmin de bir köşede dursun. Okuduğunuzda yazar size söyleyecek bunun sebebini.


20. yüzyıl dünya edebiyatının modern bakışlı İranlı yazarı, kendine has sarsıcı üslubuyla kurduğu yalnızlık felsefesinden toplumun sorgulayıcı, özgürlüğü sınırlayıcı geleneksel yapısını kabullenemez. Ki bu çaresizlik çözülemez bir sarmal olup yazarı intihara götürmüştür.

Kitabın giriş cümlesini -Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.- Kafka'nın Dönüşüm'ündeki giriş cümlesine -Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.- benzettiğimi de söylemem gerek. Her iki kitaptaki karamsarlık, umutsuzluk ve bir yere kapanık çıkışsızlık yazarların hayat açılarını birbirlerine değdiriyor. Doğu'nun Kafka'sı diyelim o zaman Sâdık Hidâyet'e.

Kitabın herkes tarafından görülebilen su üstündeki hâli diyebileceğimiz genel özeti; anne ve babasını hiç görmemiş ve halası tarafından büyütülmüş, halasının kızıyla sırf annesi olarak gördüğü ve halasına olan sevgisinden dolayı evlenmiştir. Aşkına hiçbir zaman karşılık bulamadığını; karısının hiçbir zaman onun olmadığını, kendisini sürekli aldattığını dile getiren kahraman, karısından sıklıkla “kahpe” diye söz eder. Daha fazla dayanamayıp öldürdüğü karısını parçalar ve bedenini bavula koyup tesadüfen rastladığı mezarcı ile beraber gömer.

Kitapta uyanıklıkla uyku arasında kalan yazarın rüyaları ise kabuslarla karışıktır. Uyku içinde rüya, rüya içinde kabus bir aradadır, birbirine karışmıştır ve aynı anda birbiri içinde sürer.
O, ne rüyalarına ne de kabuslarına hapsolmuştur. Onun hapsolduğu -başkası tarafından değil, kendi hapsetmiştir- asıl yer gölgesidir.

Kendini dağılan, çözülen, acayip ve biçimsiz bir karışıma benzeten yazar, karanlığın sarıp sarmaladığı gölgesinde kurduğu labirentte kendi kendine yaşamaya çalışır.

Hayatının çıkış noktasını ailesinden kalma zehirli bir şaraba bağlayan afyon bağımlısı Kör Baykuş’un anlatıcısı, afyonla uyuşan zihnindeki değişimleri yoğun tasvirler ve tekrarlarla anlatır. Çevresindeki her şey bambaşka bir şekle girmiştir. Zaman ve mekân âdeta ortadan kaybolmuştır. Gördüğü her nesne, akışkan, değişken, kayganlaşan birer varlığa dönüşmüştür.

İranlı yazarın “Kör Baykuş”’u 1936 yılında yazılmasına rağmen, kitap İran’da 1941 yılına kadar basılamadı. Sadık Hidayet'in eserleri belli kesimler tarafından yoğun eleştiriler almıştır ve  Kasım 2006 itibariyle tüm eserleri İran'da yasaklı durumdadır.



Yorumlar

  1. Ömer Hayyam'a ben de hayranım :) Teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayyam'ın etkisine girmemek pek mümkün görünmüyor. :)
      Çok teşekkür ederim.

      Sil
  2. Kitabın İran'da yasaklı olduğunu bilmiyordum. Son zamanlarda her yerde karşıma çıkan bir kitap, Kör Baykuş. Okumak istiyorum ama ne zamana denk gelir bilemiyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hüzünlü olmadığınız bir zaman diliminde mutlaka okuyun. :)

      Sil
  3. Kör baykuş Cenaze..

    İlginç. Iranda yasakli olması da ilginç

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitap ilginçlik barındırıyor bünyesinde. Tavsiye ederim okumanızı.

      Sil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  5. Kitabın yorumu öyle güzeldi ki kaleminize sağlık merak uyandırdığı gibi bu yazarı ve hikayesini tanımama da imkan vermiş oldu..
    Okumayı isterdim.
    Kitabın ismi de çok isabetli olmuş hikayeye göre..ben neden bilmiyorum ama çok eskilere gittim sanki 80li yıllarda okuduğum yazarlar canlandı içimde.
    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Kitabın ismi yazarın durumunu yansıtan bir olay.
      Okumanızı tavsiye ediyorum.

      Sil
  6. Yine çok ilginç bir yaşam hikayesi, kitap ve bilgiler öğrendim, yazık yaaa nedense sanatçılar - sanırım aşırı hassas olduklarından- çok sık intiharı seçiyorlar. :(( Çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu gerçekten araştırılması gereken bir durum. Hassasiyet tabii ki ön planda ama daha da kuvvetli sebepler vardır muhakkak.
      Çok teşekkür ederim.

      Sil
  7. İlginç bir kitaba benziyor, sizin tanıtımınız da gayet başarılı olmuş. Teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, ilginç gerçekten. Okumanızı tavsiye ediyorum.
      Çok teşekkür ederim. :)

      Sil
  8. Sonu çok etkileyici. Listeme ekledim kitabı. Diğer kitaplarına da bir göz atacağım. Teşekkürler yorum için :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim. Umarım beğenirsiniz.
      Teşekkür ederim.

      Sil
  9. kitabı duydum yazarı da ama ölüm şeklini bilmiyordum. okunurmuş evet :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ölüm şekli okuttu yazarı. Tavsiye ederim.
      Teşekkür ederim.

      Sil
  10. Ömer Hayyam'ı severim. Ömer Hayyam; bence neşeli hatta hiciv üstüne üstad. Kafka ile aram çok iyi değil. Sevgili Sadık Hidayet'in kitaplarını da bu karamsarlıkla okur muyum? Bilemedim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karamsar olduğunuz bir dönemde okumayın. Daha kötü olabilir.
      Teşekkür ederim.

      Sil
  11. Kitabı çok güzel yorumlamışsınız. Merak uyandırdı ben de. İran'da yasaklanmış olması da ilginç. Yazarın sonu da hüzünlü. Ömer Hayyam da var. Daha ne olsun. Bu arada baykuş öttüğünde hangi evin üstünde ötüyorsa orada ya da yakınında cenaze olacağı söylenir bizde. Genelde de doğru çıkar. Emeğinize sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okuma etkisi uyandırdığıma çok sevindim.
      Baykuşun bu özelliği kültürümüzde yaygın. Spoiler olmasın ama baykuşun kitapta kullanım sebebi metafiziksel bir etkiden kaynaklanıyor.
      Umarım okur ve beğenirsiniz.

      Sil

Yorum Gönder